TİP Genel Başkanı Erkan Baş, bugün TİP Genel Merkezi’nde parti yöneticilerinin dekatılımıyla düzenlenen basın buluşmasında TİP Kurtuluş Bildirgesi’ni kamuoyuna açıkladı.Baş, geçtiğimiz hafta gerçekleştirmeyi planladıklarını basın buluşmasını, “Yusuf Tekin istifa” pankartı gerekçe gösterilerek 2 TİP’li Öğrencinin tutuklanmasının ardından düzenledikleri cezaevi ziyareti nedeniyle ertelediklerini dile getirdi.

 

‘SERVET KÜÇÜK BİR AZINLIĞIN ELİNDE BİRİKİYOR, MİLYONLARCA İNSAN YOKSULLAŞMAYA DEVAM EDİYOR’

Dünyada karşı devrimci bir sürecin yaşandığını, halkların kazanımlarının hedef alındığını ve Türkiye’deki mevcut iktidarın da uluslararası düzeydeki bu “kara ittifak”ın bir parçası olduğunu ifade eden Baş, şöyle konuştu:

“Son açıklanan rakamlara baktığımızda, dünyadaki en zengin yüzde 10 servetin yüzde 75'ini almış durumda. Yani servet küçük bir azınlığın elinde birikiyor. Aynı şey Türkiye için de geçerli. Türkiye’de de en zengin yüzde 1, toplam servetin yüzde 35’inden fazlasını eline almış durumda. Türkiye’nin yüzde 50’si ise toplam servetin sadece yüzde 2,5’ine sahip. İnanılmaz bir uçurum oluşmuş durumda. AKP iktidarında zaman zaman veriler değişiyor mu? Değişmeyen tek şey var; tepedeki azınlık çok büyük bir servet biriktiriyor ve bu giderek artıyor. Bunun karşılığı olarak da milyonlarca insan yoksullaşmaya devam ediyor. Biz de doğal olarak daha çok yoksulluğu, açlığı, sefaleti konuşuyoruz ama neden olan zenginleşmeyi de tartışmak gerekiyor. Bunu konuşmadığımızda yoksulluğu nedeni üzerinden tartışamaz hale geliyoruz, sadece sonuçları itibarıyla yaşadıklarımızı konuşuruz.”

 

‘OTORİTERLEŞMENİN, YARGININ SOPAYA DÖNÜŞTÜRÜLMESİNİN TEMELİNDE SİSTEMİN SÜRDÜRÜLEBİLMESİ ARAYIŞI VAR’

Ekonomik eşitsizlik ile otoriterleşme arasındaki ilişkinin altını çizen Baş, iktidar değişiminin yeterli olmayacağını, mevcut siyasal sistemin de bütünüyle sorgulanması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

“Otoriterleşme, totaliterleşme, baskıcı rejim, antidemokratik uygulamalar, yargının bir sopaya dönüştürülmesi... Hepsinin temelinde bu sistemin sürdürülebilmesi arayışı var. Böylesi bir tabloda sadece basit bir iktidar değişikliği tartışması mı yapmalıyız, yoksa daha köklü bir biçimde sistem sorgulamasına da ihtiyaç var mı ya da bu sistemi sorgulamadan bu iktidarı değiştirmek mümkün mü sorusunu aslında Kurtuluş Bildirgesi ile beraber bir kez daha gündeme taşımak istiyoruz. Arayışımız, çabamız bu.”

 

‘YAŞADIĞIMIZ FELAKETLERİN ODAĞINDA AKP İKTİDARI, SARAY REJİMİ, CUMHUR İTTİFAKI VAR’

Baş, Türkiye’de yaşanan sorunların temel sorumlusunun AKP iktidarı ve Cumhur İttifakı olduğunu belirterek “Türkiye’de yaşadığımız felaketin, rezaletin, skandalların tümünün odağında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, Saray rejimi, Cumhur İttifakı var. Ama üzerine konuşmak ve düşünmek gereken bir muhalefet de var. Bu tablonun sorumlusu muhalefet değil ama bunun değişmemesinin nedenlerinden bir tanesi muhalefet kuşkusuz. Muhalefete dönük o sistematik saldırıları yok saymıyorum; iktidarın düzenli bir biçimde muhalefeti paralize etmesi, etkisizleştirmesi ya da muhalefeti bölmek üzerine son dönemde attığı hamleler kuşkusuz önemli. Ama mesele şu: İktidar eriyor, çürüyor ama muhalefeti de bu süreç içerisinde etkisizleştiriyor” şeklinde konuştu.

 

‘İKTİDAR MUHALEFETİ SİNDİRMEYE VE TOPLUMDAKİ TEPKİYİ BASTIRMAYA ODAKLANMIŞ DURUMDA’

AKP’nin topluma gelecek umudu sunma kapasitesini kaybettiğini ifade eden Erkan Baş, iktidarın bunun yerine muhalefeti etkisizleştirmeye ve toplumsal tepkiyi bastırmaya odaklandığını belirterek şunları kaydetti:

“Adalet ve Kalkınma Partisi yarın umudu sunmuyor. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum çünkü çok eski tarihlerde AKP’nin en önemli başarılarından bir tanesi belki buydu: Mevcut kötü durumu gösterip başka bir Türkiye’ye işaret ediyordu ve inandırıcılığı vardı. Hatırlayın; '2023' vardı, '2071' diyorlardı, güzel bir geleceğin hayalini kurdurarak iktidar oluyordu. İşaret ettiği sorunlar gerçekti; biz o zaman da buna ilişkin geliştirdikleri çözümlerin gerçek olmadığını söylüyorduk ama iktidar bu açıdan maharetliydi. Bu artık bitti. AKP artık kendisini büyüterek, güçlendirerek, kendisine gönül kazandıracak, yurttaşın aklını ve gönlünü alacak bir hamle gerçekleştiremiyor.

Bunun yerine iktidar bütün enerjisini muhalefeti sindirmeye, çürütmeye, etkisizleştirmeye ve aslında sonucu olarak da toplumdaki tepkiyi, öfkeyi, isyanı bastırmaya odaklanmış durumda. 'İnsanları umutsuz, çaresiz bırakırsam, yalnız kalırlarsa bana mahkum olurlar' diye düşünüyor ve buna uygun adımlar atıyor. Biz de aslında bu Kurtuluş Bildirgesi ile bunun tam karşısında bir pozisyon almaya çalışıyoruz. Türkiye’nin kurtuluşuna giden bir yolu tarif etmeye çalışıyoruz. Bunun için insanların aslında yalnız olmadıklarını hissetmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Başka bir bakış açısının egemen olduğu bir tabloda iktidarın yenilgisinin mümkün olduğunu ifade etmeye çalışıyoruz.”

 

‘TÜRKİYE’NİN KURTULUŞUNU SEÇİM MATEMATİĞİNE DARALTAN BİR TABLOYU YETERLİ BULMUYORUZ’

Erkan Baş, muhalefetin mücadelesinin yalnızca seçimlere ve seçim matematiğine indirgenmesini eleştirerek “Türkiye’nin kurtuluşunu sadece seçimlere indirgeyen, sadece seçim matematiğine daraltan bir tabloyu da yeterli bulmuyoruz ya da sadece seçimlere kadar sabırla ilerleyecek bir sürecin bir seçim başarısı getirmeyeceğinin altını çiziyoruz. 'Elbette seçimler önemlidir' diyoruz ama önemli olan bugün, seçime kadar olan süreçte muhalefetin ne yaptığı, nasıl bir alternatif yarattığı, nasıl bir mücadele hattı belirlediğidir. Hatta daha açık konuşayım: Biz seçimlerin bir sonuç olacağı iddiasındayız. Bu iktidar yenilecek, ondan sonra seçimler bunun tescil edileceği alanlar olabilir. Yoksa 'seçim gününe kadar bekleyelim, sandıkta 50+1 alırız' anlayışının muhalefeti paralize ettiğini düşünüyoruz.”

 

‘KURTULUŞ BİLDİRGESİ BİRAZ DA HALKIN KENDİ KADERİNİ KENDİ ELİNE ALMASI ÇAĞRISIDIR’

Toplumda iktidara yönelik büyük bir tepki ve öfke bulunduğunu ancak bu tepkinin örgütlü bir mücadeleye dönüşemediğini söyleyen Baş, Kurtuluş Bildirgesi’nin halkın kendi geleceğinde söz sahibi olmasına yönelik bir çağrı niteliği taşıdığını belirterek şöyle konuştu:

“En önemli başlıklardan bir tanesi bununla bağlantılı: Türkiye’de toplumsal tepki ile örgütlü mücadele arasında çok büyük bir açı oluşmuş durumda. Bunu samimiyetle ifade ediyorum. Çok sık yurttaşla yan yana gelen, hem kişisel hem parti örgütümüzle halkla birlikte nefes alıp veren bir yerdeyiz. Orada gördüğünüz şey çok açık ve net: Büyük bir tepki var, büyük bir öfke var fakat kendisini ifade edecek kanallar bulamıyor. Mevcut muhalefet zemini o büyük enerjiyi etkin bir güce dönüştüremiyor. Kurtuluş Bildirgesi biraz da halkın kendi kaderini kendi eline alması çağrısı, onun yöntemlerini tartışma çağrısıdır. Bunun kolay olmadığının farkındayız. Türkiye’de siyaset maalesef seçmene, mitingdeki kalabalığa indirgenmiş durumda. Oysa yurttaşın siyasetin öznesi olduğu ve tam anlamıyla kurtuluşumuzu kendi ellerimize almamız gereken bir süreçteyiz.

 

‘BU İKTİDARA TESLİM OLMAYACAK TOPLUMSAL KUVVETİN BÜYÜTÜLMESİ İÇİN BİR ÖRGÜTLENME ÇAĞRISI YAPIYORUZ’

Bu çağrıyla birlikte biz Türkiye İşçi Partisi olarak bu iktidara teslim olmayacak bir toplumsal kuvveti sahaya çıkarmayı amaçlıyoruz. Biz kendimizi böyle görüyoruz. Henüz istediğimiz ölçekte etkili olamasak da Türkiye İşçi Partisi'nin şunu kanıtladığını düşünüyoruz: Bu iktidara teslim olmaz. Belki bu iktidarı yenemedik bugüne kadar ama asla teslim olmadık, geri adım atmadık, boyun eğmedik. Elimizden geldiğince, gücümüzün yettiğince hayatın her alanında kararlı bir biçimde karşısında durmaya çalışıyoruz; bunu büyütmek amacındayız. Bu iktidara teslim olmayacak toplumsal kuvvetin büyütülmesi için bir örgütlenme çağrısı yapıyoruz; moral çağrısı yapmıyoruz, örgütlenme çağrısı yapıyoruz. İkincisi, halkı siyasetin öznesi kılacak bir tarzı egemen kılmak istiyoruz.”

 

‘YENİ BİR SİYASAL PROGRAMLA DAHA ETKİLİ BİR MÜCADELE HATTI ÖRECEĞİZ’

Erkan Baş, mevcut düzene itiraz etmekle sınırlı kalmayacaklarını, yeni bir Türkiye’nin nasıl kurulacağına ilişkin somut bir siyasal programın ortaya konulması gerektiğini ifade ederek “İktidarı yenmek için kurucu bir siyasetin, kendi programımızın da ortaya konulması gerektiğini düşünüyoruz. Örneğin nasıl bir Türkiye kuracağız? Bunun daha ayrıntılı bir biçimde yurttaşla paylaşılması gerekir. Eğitim, sağlık gibi temel alanlarda barınma hakkı nasıl sağlanır, Türkiye’nin kaynakları toplum tarafından nasıl daha verimli kullanılabilir? Yani özetle sadece mevcut düzene itiraz eden, onun çizdiği hattın karşısında duran bir yaklaşımı aşmak istiyoruz. Yeni bir Türkiye, yeni bir siyasal programla daha etkili bir mücadele hattı öreceğiz” ifadelerini kullandı.