Tüm dünya karşı-devrimci bir saldırı dalgasının sonuçlarıyla yüzleşiyor. Başını ABD’nin çektiği emperyalist haydutluk ülkelerin egemenliğine ve halkların varlığına karşı denetimsiz, sınırsız, kuralsız bir savaşı başlatmış durumda. Bu saldırganlığın kimi bölgelerle sınırlı kalmayacağı, yerküreyi tümüyle ateşe atacağı ve böylece insanlığa bir kez daha tarifsiz acılar çektireceğini tahmin etmek zor değil.
Elbette, sözünü ettiğimiz bu saldırganlığın arkasındaki temel dürtü kapitalist sömürü düzenini koruyup sürdürebilmek. Bu amaç için de emekçilerin ve halkların, onların mücadelelerini temsil eden ilerici güçlerin etkinliğinin ve dinamizminin yok edilmesi gerekiyor. Bir yandan emperyalizmin en tepesindeki güçlerce yönetilen bu saldırı, bir yandan da her ülkenin kendi ölçeğinde sürdürülüyor. Türkiye de bu kapsamın dışında değil.
Türkiye’de Saray Rejimi’nin yönelim ve eğilimleri artık hayli berraklık kazanmış durumda: Toplumsal muhalefetin, hatta ana muhalefetin başta yargı ve polis şiddeti olmak üzere baskı aygıtlarıyla etkisizleştirilmesi; iktidarın ve ondan faydalanan çıkar gruplarının saltanatının devamının güvence altına alınması için hukukun ve yasaların askıya alınması; başta seçme ve seçilme hakkı olmak üzere sınırlı bir demokrasinin en asgari şartlarının bile fiilen iptal edilmesi ve sonuçta devletin bir avuç insan ve çevrenin ikbaline hizmet edecek biçimde kontrol edilmesi. 
Tüm bunlar kaçınılmaz, çünkü Türkiye’de sömürünün şiddetinin ve yoksulluğun acısının normal yollarla yönetilmesi imkansız hale gelmiş durumda. İster okullarda açlıktan bayılan çocuklara ister ucuz iş gücü olarak sermayenin önüne atılıp katledilen gençlere; ister başını sokacak bir yuva bulamadığı için sokaklarda yaşamak zorunda bırakılan emeklilere ister hiçbir ekonomik ve kamusal güvencesi olmadığı için şiddet gördüğü evden çıkamayan ve sonunda bu düzene kurban edilen kadınlara bakalım; ister eğitim, barınma, sağlık masraflarının orta gelirli bir aile bütçesini fersah fersah aşmasına bakalım ister dünyanın en sağlıksız gıdalarının dünyanın en yüksek fiyatlarıyla pazara sürülmesine bakalım; sonuç değişmiyor ve aynı yere çıkıyor: Kapitalist sömürü düzeninin devamı için emekçilerin sadece alın terinin değil hayatlarının da ellerinden alınması, sadece kendilerinin değil çocuklarının da geleceğinin çalınması gerekiyor.
Dünyayı kan gölüne çeviren emperyalist devletlerden sanayi sitelerinde fason üretim yapan denetimsiz iş yerlerine kadar tüm bir sistem bunun etrafında birleşiyor.


Komünist’in 23. sayısında dünya ve Türkiye kapitalizminin bu halk düşmanı karakterinin bazı yanlarına değinen yazıları sunuyoruz okurlarımıza.
Partimizin teorik yayın organı Komünist'i il ve ilçe örgütlerimizden ya da sosyal medya kanallarımız aracılığıyla temin edebilirsiniz.