OTİSTİK BİREYLER VE AİLELERİNİN YAŞAM HAKKI İÇİN DAYANIŞMAYA ÇAĞRI

Saygıdeğer dernekler, dayanışma ağları, platformlar, inisiyatif ve hak mücadelesi veren tüm kurumlar,

İçinde yaşadığımız düzen; gelir dağılımındaki uçurumu büyütüp eşitsizliği derinleştirirken, sosyal adaletin tüm dayanaklarını sistemli biçimde ortadan kaldırıyor. Ekonomik kriz bahanesiyle kamusal hizmetler tasfiye ediliyor, siyasi kutuplaşmalar halkı yalnızlaştırıyor, toplumsal haklar piyasaya terk ediliyor.

Bu durum en çok da sesini duyuramayanları vuruyor: Güvencesiz emekçileri, derin yoksulluğa mahkûm edilenleri, yaşam hakkı bile pazarlığa açılmış engelli ve nöroçeşitli bireyleri ve onların tüm yükü omzuna bırakılmış ailelerini.

Neoliberal politikalar, yıllar içinde sosyal devlet ilkesini sistemli biçimde aşındırmış; eğitim, sağlık, barınma, istihdam gibi temel hakları piyasaya teslim etmiştir. Bugün artık yalnızca özel eğitim değil; bireysel destek, psikolojik danışmanlık, terapi, hatta sosyal yaşama katılım hakkı bile parayla alınıp satılan birer ayrıcalığa dönüşmüş, alım gücüne bağlı imtiyazlara indirgenmiştir.

Bu düzenin kaybedenleri her zaman aynıdır: Kırılgan ve dezavantajlı tüm gruplar—yani yoksullar, engelliler, göçmenler, kadınlar, çocuklar ve nöroçeşitli bireyler—yalnızca eğitimden değil; istihdamdan, bağımsız yaşamdan ve en temel ilişkilerden dahi dışlanmaktadır.

Oysa eğitim, sağlık ve bakım hizmetleri bir lütuf değil, anayasal bir haktır. Ve bu hak ancak kamucu politikalarla, eşitlikçi bir anlayışla, ücretsiz ve erişilebilir-kapsayıcı biçimde hayata geçirildiğinde gerçek anlamını bulur. Bugünkü durum bir hizmet açığı değil; devletin anayasal sorumluluğundan gönüllü olarak geri çekilmesidir. Bu geri çekilme, toplumsal adaletin altının sistemli biçimde oyulmasıdır.

Karşımızda yalnızca uygulama hataları, kaynak yetersizlikleri, kağıt üstünde kalan düzenlemeler, bireysel müdahalelerle çözülecek sorunlar değil; yapısal eşitsizlikler, ötekileştirişi yaklaşımlar ve göstermelik yardımlarla sürdürülen bir oyalama düzeni vardır. Kapsayıcı olmayan, erişilebilirlikten uzak, tek tipleştirici çözümlerle yürütülmeye çalışılan politikalar, kırılgan grupları sistem dışına itmekte; onları daha da görünmez ve sessiz kılmaktadır.

Bu tablo içinde nöroçeşitli–otistik bireyler ve aileleri, hem en çok etkilenen hem de en çok yalnızlaştırılan kesimlerden biridir. Otistik çocuklara devletin haftada yalnızca 2 saat destek sağlaması, kalan tüm eğitim ve terapötik ihtiyaçların yükünü doğrudan ailelere bırakmaktadır. Bu ihtiyaçlar da ancak özel sektör aracılığıyla, erişilmesi imkânsız fahiş fiyatlarla sunulmaktadır.

Sonuç mu? Sınıfsal temelli bir dışlanma, görünmeyen bir ayrımcılık ve kolektif bir sessizlik…

Bu tablo çok açık değil mi ?

Bu gerçeklik artık inkar edilemez boyutlardadır.

Bu bir ihmal değil, bilinçli bir tercihtir. Sistematik bir yaklaşımdır.

Dahası, ekonomik kriz bahane edilerek otistik bireylerin ve diğer nöroçeşitli grupların yararlandığı kurslar, servis hizmetleri, destek-bakım ve yardım programları kesintiye uğratılmakta ya da tamamen sonlandırılmaktadır. Krizin faturasını hepimiz, emekçiler ve dezavantajlı kesimler öderken, sermayedarlar karlarına kar katmaya devam etmektedir. Nerden mi biliyoruz, ulusal ve uluslararası sermaye için güvenli alanlar, limanlar için verilen, ertelenen borçlar, yasal teşvikler, hukuki güvenceler, kamu alım garantileri, faiz destekleri, sıfırlanan riskler, teknoparklar, uzay üsleri vb gibi kamunun kaynağının gittiği yerleri takip ettiğinizde bunun açıkça görüldüğünü anlayacaksınız.

Kısacası kamunun yani halkın parası ve hazinesi ekonomik-sosyal koşulların insanileştirilmesi-iyileştirilmesi ve varolan yapısal sorunların çözümü için değil, politik istikrar illüzyonunu oluşturmak ve sermayeye daha geniş-rahat erişilebilir rantlar ve zenginlik kaynakları yaratması için kullanılmaktadır. Halka sabır, sadaka ve yoksulluk vaat edilmektedir. 

Bu Bir Hak Mücadelesidir, Yardım Değil

Engelli hakları alanında çalışan tüm kurum ve bireylerin bildiği üzere, mesele ne “yardım” ne de “acımadır”. Mesele, hak temelli bir yaklaşım geliştirmek; tüm bireylerin eşit yurttaşlar olarak kamusal hayata tam katılımını sağlamaktır.

Bugün, otistik bireylerin eğitime, istihdama ve toplumsal yaşama erişimi yalnızca eksik değil; fiilen engellenmiş durumdadır. Aileler, ağır bakım yükü altında yalnız bırakılmakta; okullar otistik bireyleri “yük” olarak görmekte; özel eğitim merkezleri ise ticari kaygılarla şekillenmektedir. Oysa anayasa, uluslararası sözleşmeler ve evrensel insan hakları ilkeleri bu bireylerin tam katılımını ve devlet güvencesini açıkça tanımlamaktadır.

Otistik bireylerin karşılaştığı dışlanma, sadece bireysel ayrımcılıkla açıklanamaz. Bu, doğrudan sermayeyi önceleyen sistemsel bir tercihtir. Piyasa mantığı, “verimli”, “uyumlu”, “üretken” bireyleri önceleyerek; farklı olanı ya dışlar ya da sömürür. Nöroçeşitli bireylerin toplumda yer bulamaması, bir bireysel yetersizlik değil; kapitalist üretim ilişkilerinin bilinçli sonucudur. Sermayenin çıkarları uğruna planlanan ve yönetilen bir toplumda; kamusal hizmetler geri çekildikçe, sömürü artmakta, adalet ise kaybolmaktadır. Çünkü Bu düzen, kırılgan grupları dışlayarak değil, dışlayabildiği ölçüde var olur.

Bu hak ihlalleri ve istismara karşı birlikte söz üretmek, politika geliştirmek ve mücadele etmek zorundayız. Çünkü parçalı çabalarla değil, kolektif dayanışmayla ilerleyebiliriz.

Bu nedenle, sadece otistik bireyler için değil; engellilik alanının tamamı için birlikte düşünmenin ve hareket etmenin zamanıdır. Kendi alanlarımıza kapanarak değil; yatay, şeffaf ve çoğulcu bir işbirliği ile ortak söz üretmeliyiz.

2 Nisan otizm farkındalık gününde tam da bu nedenlerden sempati ve sağlamcı anlayışın özgüveniyle vicdani bir kapsayıcılık değil, politika üretme mekanizmalarının da nöroçeşitli bireyleri kapsayacak şekilde herkesi otistik bireylerin ve ailelerinin mücadelesine destek olmaya, seslerini duyurmaya davet ediyoruz. Bu metnin, yalnızca bir kesimin değil, tüm toplumun vicdanını ilgilendiren bir eşitsizlik düzenine karşı politik bir çağrı olmasını umuyoruz. Bu çağrı, yardım ya da empati değil; hak temelli, onarıcı ve kolektif bir mücadele teklifidir.

Peki Neden Şimdi?

Çünkü mevcut sistem, bireyleri yalnızlaştırarak daha da kırılganlaştırıyor. Ekonomik kriz bahanesiyle destekler kesiliyor, eğitim ve sağlık hakkı piyasaya teslim ediliyor, Mevcut kriz ortamı, sadece kaynakları değil, umudu da tüketiyor. Bu nedenle şimdi, her zamankinden daha örgütlü, daha dayanışmacı ve daha kararlı olmaya ihtiyacımız var. Bugün gösterilecek kolektif refleks, yalnızca bir mücadele değil, bir umut çağrısı olacaktır. 

Mesele Empati Değil, Eşitliktir.

Mesele Merhamet Değil, Mücadeledir.

Kapitalist sistemde engelli olmak; yoksullukla, ayrımcılıkla, yetersiz hizmetlerle, ve “faydalı birey” kriteriyle ölçülmek zorunda kalmaktır. Bunun anlaşılması gerekmektedir.

Birbirimize Yaslanmak: Dayanışmanın Onarıcı Gücü

Buradan, bu metni duyan-okuyan tüm dernek, vakıf, platform ve inisiyatiflere bir çağrıda bulunuyoruz:

2 Nisan Otizm Farkındalık Günü’nü, sadece sembolik ifadelerle değil; yapısal değişim için bir eşik olarak değerlendirelim. Vicdani bir duyarlılığın değil; politik bir kararlılığın çağrısını yapalım. Duygusal kapsayıcılığın değil; kurumsal sorumluluğun yeniden inşası için bir araya gelelim.

Çünkü adalet, herkes için adalet olduğunda gerçektir. Ve hiçbirimiz, en kırılgan olanların dışlandığı bir toplumda gerçekten özgür değiliz.

İletişime açık, işbirliğine gönüllü, yapıcı ve eşitlik temelli her kurumla birlikte üretmeye hazır olduğumuzu bildirir; bu çağrıyı birlikte büyütmek üzere sizleri ortak mücadeleye davet ediyoruz ve tarafımızı belirtmek isteriz.

Bizim tarafımız bellidir;

Bu sistemle aynı safta değiliz, Bu çıkar düzeninin karşısındayız. 

Sosyal devleti tasfiye edenlerle, özel eğitimi kâr kapısına çevirenlerle, emeği görünmez kılan sistemle taraf değiliz!

Otistik, down sendromlu, serebral palsili, işitme-engelli, görme-engelli, fiziksel engelli bireyleri yalnızca “yardım edilmesi gereken varlıklar” olarak görenlerle taraf değiliz. Otizm bakım, eğitimini ve terapisini “yük” ve “devlete masraf” gibi gösterip sosyal yardımı lütuf, temel hakları sadaka gibi sunup; yardım, merhamet ve bağış temasıyla politika üretmeyenlerle taraf değiliz. 

Otistik çocuğun eğitimine ulaşması için annesini hem öğretmen, hem terapist, hem psikolog, hem hizmetli yapan; sadece sadaka- bağış verip, bakım emeğini görünmezleştiren, onları “yaşayan hizmetli” statüsüne sokan, tüm kamusal sorumluluğu aileye yıkan, kadını eve hapseden, bakım verenlerin de emek hakkı ve sosyal güvencesini görmeyen neoliberal sistemle taraf değiliz.

Otistik çocuğa uygun olmayan sınıfa yerleştirip, sonra başarısızlığı ona yükleyen, ne bireyselleştirilmiş eğitim planı (BEP) uygulayan, ne destek öğretmen sağlayan, sonra da “okula uyum sağlamıyor” deyip dışlayan, çocuklar için yeterince kaynak ayırmayan,  rehabilitasyon merkezlerini denetlemeyen, “teşvik” adı altında, kamu kaynaklarını özel sektöre dağıtan piyasacı yaklaşımla taraf değiliz.

Otistik bireyler için erişilebilir-kapsayıcı ve duyusal olmayan okullar, altyapısız sokaklar, erişilemez kamu daireleri üretenlerle taraf değiliz.

Kamu kurumlarındaki göstermelik “engelli kotalarını” doldurup, çalışan bireyleri gerçek işlevden mahrum bırakan ayrımcı göstermelik işe alım politikalarıyla taraf değiliz.

Engelli bireyin, otistik öğrencinin hakkını savunmak yerine, o bireyden “başarı hikâyesi” yaratmaya çalışan PR’cı, istismarcı yaklaşımla taraf değiliz.

Otistik çocukların bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde yaşadığı ihmal, istismar ve ölümlere yeterince ve yerinde hukuki yargılamaları yapamayan, cezaları ertelenen, sembolik şekilde tepki veren yargı kararlarını verenlerle taraf değiliz,  Onların cinsel, duygusal ve sosyal haklarını görmezden gelen kısıtlayıcı zihniyetle taraf değiliz.

Otistik bireyleri sadece “ilham veren başarı öyküsü” ya da “şiddet potansiyeli” olarak sunan medya diliyle taraf değiliz.

• Otistik bireylerin kendi kimliğini yaşamasına alan açmak yerine onları “iyileştirmek” adına “topluma ayak uydursun” diye zorla normalleştirmeye çalışanlarla, onları yalnızca “iyileştirilmesi gereken bir bozukluk” ve “uyumlandırma” adıyla normalize eden sağlık ve eğitim “terapi odaklı ticari sektörlerle” taraf değiliz.

• Sınav sisteminde, eğitimde ve sağlıkta erişilebilirliği sadece kâğıt üzerinde gösterip pratiğe dökmeyenlerle taraf değiliz.

• Otizmli çocuğunu “utanılacak bir yük” gibi saklayan aile modelini kutsallaştıranlarla taraf değiliz. Otistik çocuğu ilaçlar, takviyeler, çeşitli alternatif terapilerin kucağına atan bunu denetlemeyen, buraları da fırsatçı ve sömürücü bir alan oluşmasına izin veren yapıların tarafı değiliz.

• Engelli bireyler için bakım merkezlerini izole, ilgisiz ve niteliksiz hale getiren; onları toplumdan uzaklaştıran değil, özgürleştiren çözümler üretmeyen Sosyal Hizmet Politikalarıyla taraf değiliz.

• Üniversitelerde engellilik çalışmalarını “süs branşı” gibi gösterip, akademik içerikten, sahici politikadan arındıranlarla taraf değiliz.

• Engelsiz yaşamı sadece “3 Aralık Dünya Engelliler Günü”nde hatırlayanlarla, otizmi yalnızca “farkındalık mavi ışık kırmızı giy kampanyası” ve bağış üzerinden  sınırlayanlarla,

• Nöroçeşitli bireylerin yaşam hakkını, eğitim hakkını, çalışma hakkını görmezden gelenlerle taraf değiliz.

Ve açıkça söylüyoruz:

Otizmi görünmez kılan, istismar eden, ticarileştiren her yaklaşıma karşıyız!

Çünkü TİP Olarak;

Engelliliği hak temelli bir mücadele alanı olarak görüyoruz.  Engellilik ve nöroçeşitlilik alanındaki eşitsizlik; bireysel değil, sınıfsal bir meseledir diyoruz.

Otizmi bir farklılık olarak kabul eden, bireyin ihtiyaçlarına göre düzen kuran politikalara ihtiyacımız var diyoruz. Otistik bireylerin yaşadığı yapısal eşitsizliği yalnızca gözlemleyen değil, onu değiştirmek istediğimizden eğitimden istihdama, sağlıktan sosyal yaşama kadar kapsamlı, kamucu, nitelikli ve eşitlikçi bir dönüşüm programı öneriyoruz. Kapsayıcı, ücretsiz, nitelikli özel eğitimi kamusal hak olarak görüyoruz. Eğitimi, sağlığı ve yaşamı parası olana ayrıcalık, olmayana kader olmasını doğru bulmuyoruz.

Bakım verenleri sosyal güvence altına alan, görünmez emeği görünür kılan yapılara ihtiyacımız olduğunu biliyoruz. Yardım değil; onurlu yaşam için eşit erişim, hak temelli sosyal koruma isteyen herkese alan açan, çocukların sömürülmediği, annelerin yalnız bırakılmadığı, hor görülmediği, eşit, adil ve kamucu bir yaşamı mümkün kılmak istiyoruz.

Engelli bireylerin kamuda, iş yaşamında, sosyal hayatta eşit yurttaş olarak yer aldığı bir toplum inşa etme gibi bir görevimiz olduğunun farkındayız.

Şiddete, istismara, ihmale sıfır tolerans gösteren, etkin ve adil yargı sistemlerine,

Sosyal hizmetin piyasaya değil, halkın örgütlü vicdanına ve kamusal plana teslim edildiği bir devletin inşa edilmesini istiyoruz.

Çünkü biz, tüm bunlara sıradan bir farkındalık çabası olarak değil; eşitlik temelinde, sosyal adalet odaklı ve kamucu bir yaklaşımla kolektif çözümler üretmek isteyen bir partiyiz. Sahadaki deneyimi, politik farkındalığı ve bilimsel bilgiyi birleştirerek; herkesi dışlamayan bir toplum hayalini gerçekleştirmenin mücadelesini veriyoruz.

Çünkü meseleyi yalnızca akademik, politik ya da duygusal düzlemde değil; örgütlenerek dönüştürülecek bir toplumsal sorumluluk olarak ele alıyoruz.

Sadece eleştiren değil, öneren; sadece dertlenen değil, harekete geçen; sadece tanık olan değil, özneleşen bir mücadele anlayışını benimsiyoruz.

Sadece acıları görünür kılmakla yetinmeyip, veriye dayalı çözüm önerileri sunan bir hattı savunuyoruz. Otistik bireylerin haklarına, eğitime, istihdama ve sosyal hayata katılımını artıracak politika üretme gibi bir derdimiz var.

Her kurumun deneyimini, bilgisini ve emeğini yatay biçimde örgütleyen gerçek bir dayanışma zemini kurmayı hedefliyoruz.

Biz, engelsiz kentler, mekanlar değil; herkesin ihtiyacına uygun erişilebilir-kapsayıcı tasarlanmış kentleri inşa etmek istiyoruz, toplumun engelli bireye değil, sistemin engellere göre dönüşmesini savunuyoruz.

Kırılgan olanı görünür kılmayı, yalnızca etik bir sorumluluk değil; siyasal bir kararlılık olarak görüyoruz. Empatiyle değil, eşitlikle büyüyen bir toplumu kurmak için yan yanayız. Hak temelli, kamu yararını esas alan bir toplumsallık için bugün daha fazla ortaklaşmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz.

Çünkü Eşitlik için, Gerçek anlamda erişilebilir yaşam için, Otizmli bireylerin sadece desteklenmeye değil, özgürce var olmaya hakkı olduğuna inandığımız için;

2 Nisan Otizm Farkındalık Günü sembollerin değil; somut dayanışma, ortak eylem ve yeni bir kamucu anlayışın başlangıç yılı yapalım.

Biz bu çağrıyı samimiyetle yapıyoruz. Ve inanıyoruz ki yalnız değiliz.

Bu metni okuyan her kurumun, kolektif çözüm üretme gücü olduğunu biliyoruz.

Çünkü en görünmeyenlerin sesi olduğumuzda, aslında hepimiz görünür hâle geliriz.
Çünkü herkes için eşitlik olmadıkça, adalet gerçek olamaz.

Gelin, adaleti birlikte mümkün kılalım.

Sizi, bu haklı, meşru ve onarıcı mücadeleyi birlikte örmeye davet ediyoruz.

Çünkü tek tek savrulduğumuz bu düzende, ancak birlikte direnebiliriz.

Nöroçeşitli – Otistik bireyler ve aileleri dışlandığında, aslında hepimiz eksik kalıyoruz.

Adalet varsa herkes için var. Biz diyoruz ki: Eşitlik, merhametle değil, sınıfsal adaletle mümkündür.

Gelin, birlikte TİP’te örgütlenelim, değiştirelim.

Saygılarımızla…

TİP Engelli Hakları Komisyonu

Paylaş: