Erkan Baş, Uluslararası Anti-Emperyalist Barış Zirvesi’nde: ‘NATO Zirvesi vesilesiyle Ankara'ya doluşacak olan haydutların karşısında, dünyanın dört bir yanından barış, eşitlik, özgürlük sesini yükseltmek için sınıf kardeşliğini temsil etmek üzere bir aradayız.’

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, 4 Temmuz’da İstanbul’da gerçekleştirilen Uluslararası Anti-Emperyalist Barış Zirvesi’nin açılış konuşmasında, NATO Zirvesi öncesinde toplantıya katılmak üzere İstanbul’a gelen yabancı delegasyon üyelerinin havalimanında saatlerce alıkonularak ülkelerine geri gönderilmesini sert bir dille eleştirdi.

Konuşmasının önemli bir bölümünü Türkiye’nin NATO ile ilişkisine ayıran Baş, 12 Eylül Darbesi’nin NATO’nun kontrgerilla örgütlenmesinin bir ürünü olduğunu savundu. Darbenin gözaltı, tutuklama, işkence ve idam rakamlarını hatırlatarak NATO konusunun Türkiye’de düzen siyasetinin dokunulmaz alanı haline geldiğini ifade etti.

Baş, askeri darbeler geleneğinin bugün “yargı darbeleri” ve “anayasal darbeler” biçiminde sürdüğünü vurgulayarak, seçme ve seçilme hakkının askıya alındığı, TİP’in seçilmiş milletvekilinin anayasa ve Anayasa Mahkemesi kararları hiçe sayılarak üç yıldır hukuksuz biçimde cezaevinde tutulduğu, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınıp yerlerine kayyum atandığı bir tabloya dikkat çekti. Baş, tüm bu uygulamaların “NATO’cuların açık desteğiyle” gerçekleştiğinin altını çizdi.

Erdoğan, Trump, Macron ve Merz ve işbirlikçilerinin arasındaki bağı “kara düzen ittifakı” olarak nitelendiren Baş, bu ittifakın temelinde dünya çapında emekçileri yoksullaştıran politikaları en etkili biçimde hayata geçirme çabası bulunduğunu söyledi. İttifakın uluslararası sembollerinin Epstein belgelerinde ortaya çıktığını, Trump ile Elon Musk arasındaki iş birliğinin de bu tablonun bir parçası olduğunu belirten Baş, söz konusu ittifakı özünde bir “para ittifakı” ve dünyanın en güçlü suç ortaklıklarından biri olarak tanımladı; bu ittifakın insanlığın onurunu ve haysiyetini ayaklar altına aldığına vurguladı.

Baş, dünya halkları ve emekçilerinin öncelikle “düşmanı doğru nitelemesi” gerektiğini belirterek, farklılıkların mücadeleyi ertelemek yerine, bu farklılıklarla birlikte birbirini daha yakından tanıyan, ortak başlıklarda omuz omuza duran uluslararası bir örgütlülük çağrısı yaptı. Emekçilerin ve ezilenlerin sadece seçimden seçime oy veren “seyirciler” değil, siyasetin öznesi haline geldiği yeni bir siyasal örgütlenme arayışının gerekliliğine işaret etti.

Konuşmasını, insanlık tarihinin biriktirdiği büyük mücadele deneyimine ve kazanımlara atıfla sürdüren Baş, dünyanın içinde bulunduğu karanlığa rağmen eşitlikçi, özgürlükçü, paylaşımcı ve dayanışmacı bir hayatın hala mümkün olduğunu vurguladı; tarihsel olarak kullanılan “Başka Bir Dünya Mümkün” sloganını “Başka Bir Yaşam Mümkün” olarak güncellemenin vakti olduğunu belirterek, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganıyla konuşmasını tamamladı.