Ne oldu, ne olacak, ne olmalı?

23 Haziran seçiminin ve yaratacağı sonuçların, uzun boylu ve çok boyutlu değerlendirmelere ihtiyaç duyduğu açık. Gelen günler böylesi artışmaları şimdiden çağırıyor.

Bir ilk değerlendirme olması kaydıyla, tabi gelen günlerin kapsamlı tartışmalarına giriş niyetiyle de şimdilik kısa kısa notlar…

***

1.İstanbul seçimi, en çok da Saray iktidarının çabasıyla bir belediye seçimi olmaktan çıkarılıp ‘referandum’ hüviyetine sokulmuştur. Bu nedenle, 23 Haziran sonuçları aynı zamanda Saray iktidarının Türkiye hezimetidir.

2.AKP, 31 Mart’ta 13 bin oy farkıyla yenilgiyi kabul etmiş olsa, Türkiye’yi yönetme iddiasını bir süre daha koruyabilir, kendini bekleyen tehlikeleri savuşturacak ve günü kurtaracak fırsatlar bulabilirdi. 23 Haziran’daki ağır yenilginin sonuçlarından biri de AKP’nin Türkiye iddiasını kaybetmesi, Saray Rejimi’nin geri dönüşsüz bir hasar alması olmuştur.

3.23 Haziran zaferinin sahibi tek başına ne İmamoğlu’dur, ne CHP ne de HDP. Zafer, her türlü manipülasyona, iftiraya, baskıya ve tehdide rağmen diz çökmeyen, bir araya gelme feraseti gösteren Türkiyeli yurttaşlara, halklara aittir.

4.25 yıldır kesintisiz biçimde siyasal islamcı akımın elinde bulunan İstanbul’un ağır bir yenilgi ile kaybedilmesi her ne kadar Saray Rejimi’ne savuşturamayacağı bir tokat indirmiş olsa da mücadelenin bittiği bir noktayı değil, daha da keskinleşeceği ve sertleşeceği bir evreyi işaret etmektedir.

5.Saray Rejimi’nin kaybettiği sadece İstanbul değildir. İstanbul’un kaybı, Türkiye’nin de kaybedilmesinin yolunu açacaktır. Bu tablo, AKP’nin ve Erdoğan’ın karşı karşıya olduğu krizin şiddetini de artıracaktır. Bu kriz, sadece ekonomik veya politik değil, aynı zamanda ideolojik bir krizdir ve AKP iktidarının meşruiyet zeminini hızla kemirecek potansiyele sahiptir.

6.İdeolojik krizin ve meşruiyet kaybının işaretleri, 31 Mart – 23 Haziran arasındaki süreçten anlaşılabilir. Demokratikleşme, sivilleşme, açılım söylemlerini çoktan geride bırakmış olan Saray Rejimi’nin, bu seçimle birlikte beka söylemi, terörle mücadele, millet iradesi söylemi ve bunları ifade eden şedit, faşizan, kibirli tavrı da kaybetmiştir. Saray Rejimi’nin kendi tabanını bile seferber edecek, kitle ölçeğinde iş görecek bir söylemi ve perspektifi kalmamıştır.

7.AKP içindeki çatlakların ve tartışmaların açığa çıkması kaçınılmazdır. AKP’nin dışına düşmüş eski kadroların hazırlıkları da şimdiden hızlanmıştır. Bu koşullar, sadece partinin birliğini değil, Erdoğan’ın liderlik dairesini de tehdit edecek denli ciddidir. Başkanlık sisteminden MHP ile ittifaka, Pelikan kadrolarından sınırsız yetkiye kadar birçok başlık, bu defa AKP içinden yükselen bir dalga haline tartışma gündemine taşınacaktır.

8.Yeni evrede Türkiye’nin normalleşmesi imkansızdır. Saray Rejimi ister yenilginin öcünü almak için sert bir biçimde saldırsın, isterse yeni bir zemine oturmak için bir adım geri çekilip uzlaşma modeli arasın, Türkiye’de siyasal ve toplumsal dengeler değişmiştir ve değişim ivmesi hızlanarak artacaktır.

9.Türkiye’nin önündeki yeni mücadele evresinde düzen güçlerinin ve partilerinin menzili Saray Rejimi’nin sınırlarını aşmakta yetersiz kalacaktır. Bu yüzden, Saray Rejimi’nin toptan yıkılması hedefini içeren yeni mücadele evresinin başarı şansı, başta sosyalistler olmak üzere halkın radikal unsurlarının garantörlüğüne muhtaçtır.

10.İstanbul zaferi ve yeni mücadele evresi, toplumsal muhalefete sadece moral vermeyecek, aynı zamanda daha geniş bir hareket alanı ve siyasal etki potansiyeli sunacaktır. Bu fırsatın değerlendirilmesi sırasında sergilenecek her türlü tutukluk, gevşeklik, gündemden ve görevlerden kaçış eğilimi Saray Rejimi’nin ömrünün uzaması anlamına gelecektir.

11.Bu yeni evrenin ve dayattığı görevlerin ciddiyeti düşünüldüğünde, sosyalist harekette AKP’ye ve Saray Rejimi’ne yönelik mücadeleyi talileştiren, önemsizleştiren, geleceğe kaçış tavrıyla anti-faşist mücadeleyi ikincilleştiren siyasal yaklaşımlar ve bunların sahipleri devrimci hareketin dışına itilmelidir. Sosyalist hareketin temel gündemi Saray Rejimi’nin toptan yıkılmasıdır ve bunun yegane yolu Türkiyeli emekçilerin siyaset sahnesinde temsil edilmesi, ekonomik krizin yıkımına karşı örgütlülüğünün artırılması, yeni mücadele evresine emekçi karakterin damga vurmasıdır. İstanbul’un kazanılmasına indirgenemeyecek ve bununla sınırlı kaldığında başarısızlığa mahkum olacağı çok açık olan bu hedef, yeni mücadele evresinde de sosyalist hareketin zemini olmalıdır.

12.Sık sık dile getirilen ve somut bir mücadele kurgusu içermeyen “AKP kaybedeceği seçime girmez”, “AKP her seçimden meşruiyet devşirir”, “AKP seçim sonuçlarını kabul etmez” gibi sözlerle dışavurulan tezler iflas etmiştir. Yeni mücadele evresi, seçimlerin ötesinde bir dinamizmi ve mücadele kulvarını şart koşmaktadır, ancak artık seçim süreçlerinin sosyalistler arasında temelsiz tezlere dayalı kafa karışıklığı yaratmasının da sonuna gelinmelidir.

13.Türk ve Kürt halklarının, toplumsal muhalefet güçlerinin, ilerici toplum kesimlerinin ortak mücadelesinin Saray Rejimi’nin yıkılışının reçetesi olduğu bir kez daha açığa çıkmıştır. Bu yaklaşım güçlendirilmeli, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da sosyalistlerin pratik çabaları bu birlikteliğin korunmasına ve güçlendirilmesine yönelik olmalıdır.

14.Bu birliktelik ve onun yarattığı politik enerji, sosyalist hareketin serpileceği verimli topraktır. Toplumsal muhalefetle ilişkilenmeyen, halk içindeki arayışa yanıt üretmeye çalışmayan, AKP karşıtı dinamizmle organik bağlar kurmadan kitleselleşmeyi öngören yaklaşımlar, bu arada aynı gerekçelerle sosyalistleri kendi yalıtık pozisyonlarına geri çekilmeye çağıran yorumlar da iflas etmiştir.

15.Türkiye, süreçlerin hızlanacağı, krizlerin sertleşeceği, düzen içi güçlerin de bir dönüşüm senaryosu üzerinde çalışacakları yeni bir mücadele evresine girmektedir. Bu sürecin orta vadede AKP iktidarının sonunu getirmesi sürpriz olmayacaktır. AKP’nin gidişi sürecine dahil olmayan, katkı koymayan, bu süreci devrimci bir atılımla ileri taşımayan, halkın örgütlülük düzeyini yükseltip işçi sınıfını biricik iktidar alternatifi haline getirmeyen bir sosyalist hareketin Türkiye’nin geleceğinde de yeri olmayacaktır.