Godot durağı

Tüm dünyada siyasal polemiklerin en fazla başvurduğu edebi yaratılardan biridir herhalde, Beckett’in Godot’yu Beklerken metni.

Gelmeyecek olanı, geleceğini de hiç söylememiş olanı, beklentisini kendisi yaratmayanı; bir açıdan çoktan kaybedilmiş, bir başka açıdan ise zaten hiç kazanılmamış olanı beklemek…

Absürt unsur, bu bekleyişin beklenenle ilgisinin yokluğunda yatar; absürdü trajediye açan ise, bekleyenin gerçekte bir vuslatı arzulaması değil, zaten beklemeye yazgılı olması, beklemekten başka hiçbir şey yapamaması, eylem kapasitesinin sonsuz bir şimdiki zamanda bekleme fiiline sıkışmasıdır.

Vaat edilmeyeni beklemek, eylem olmayan bir fiile tutunmak…

***

Türkiye’nin siyasal tablosuna ve bu tablo içerisinde muhalefetin farklı unsurlarına baktığımızda, Beckett’in eşsiz metnini hatırlamak bu nedenle pek kolay oluveriyor.

Neler beklenmiyor ki?

Türkiye’nin köklü bir demokratikleşme sürecine girerek normalleşmesi; AB ile ilişkilerin yeniden tesisi ve akamete uğramış üyelik sürecinin rotasına oturtulması; NATO’dan çıkılması ve Rusya-Çin eksenine angaje olunması…

Bu kadar değil tabi.

AKP’nin seçim sonuçlarından ders alarak ‘fabrika ayarlarına’ dönmesi; AKP’li küskünlerin yeni bir parti kurarak Erdoğan’ın gücünü tüketmesi; AKP iktidarının geniş bir ittifak zeminine yönelerek huzur ve birlik sağlaması; AKP’nin bir yandan MHP ile nikahını korurken, bir yandan da Kürtlerle yeni bir uzlaşmaya gitmesi…

Bu kadar da değil.

CHP’nin sadece seçimlerden aldığı güçle, 17 yılda tuzla buz edilmiş Cumhuriyet’i yeniden ayağa kaldırması; CHP içindeki sol/halkçı yönelimin parti yönetiminde daha fazla etkili olması; MHP’nin yine bir erken seçim tuzağı hazırlaması; silahlı kuvvetlerin durumu ciddiyetle izlemesi; ABD’nin ipleri kesin olarak koparması…

Bizim mahalle de kendi bekleyişlerinin meftunu elbette.

AKP’nin seçimleri rahatça kazanarak iktidarını katıksız biçimde kurması veya AKP’nin seçimleri büyük bir hezimetle kaybederek göz açıp kapayıncaya kadar sönüvermesi; CHP içindeki sol/halkçı dinamiğin koparak sosyalistlerin partilerine katılması; krizin giderek ağırlaşan darbeleri altında inleyen yığınların ‘bir anda’ gerçekleri görmesi ve düzen dışı arayışlara girmesi;

Herkesin kendince bir durağı var yani ve buralarda bekleniyor gelmeyecek olan.

Absürt kısmı bu bekleyiş; trajik kısmı ise bekleyişe zincirlenmiş varoluş hali.

***

Yukarıda misal olsun diye sıralanan beklentilerin bir kısmı yerle gök bir araya gelse olmayacak şeyler zaten; bir kısmı ise, çeşitli koşulların oluşması ve hatta bazı rastlantıların denk gelmesi sonucunda pekala gerçeğe dönüşebilecek beklentiler.

Ancak önemli olan bu değil. Önemli olan ve vurgulamaya çalıştığımız şey, muhalefetin büyük ölçüde bu beklentiler karşısında eylemsiz bir fiili, beklemeyi tercih ediyor görünmesi.

Neredeyse bir Jackson Pollock tablosu kadar karmaşık olan süreçlerde tek bir noktaya sabitlenmiş bir gözü andırıyor bu hal.

Oysa, muhalefet, bir varsayılan değil, kurulan ve yaratılan bir kulvardır. Kendince en makul olasılığı tespit edip motoru rölantiye almak değil, tüm bu olasılıklar tablosu içinden kendi meşrebine uygun bir yolun, yönün, yürüyüşün koordinatlarını oluşturmak.

Diğer bir deyişle, muhalefet, tek tek doğruların birikmesiyle değil, bir doğrultunun güçlendirilmesi, yaygınlaştırılması ve somutlaştırılmasıyla kazanılacak bir hüviyet.

***

Öyleyse, ister seçim süreçleri isterse ülke gündemini belirleyen başka süreçler söz konusu olsun, sosyalistler açısından çözülmesi gereken denklem, muhalefetin ‘kuruluşu’ olmalıdır. Bekleyerek, erteleyerek, doğruları bitiştirerek değil; aktif bir eylemlilik kapasitesine dayanan bir doğrultu oluşturarak, onu güçlendirerek, yaygınlaştırarak, somutlaştırarak.

Türkiye’de 17 yıllık bir birikime sahip AKP iktidarının ve Saray Rejimi’nin seçim sonuçları yoluyla ortadan kaldırılması, kurtuluşun seçimle vücut bulması bir ihtimal dahi değil. Geçmişteki seçimlere olduğu gibi, önümüzdeki İstanbul seçimine de bu sıkleti yüklemenin manası da yok. Ancak bu süreçte bir doğrultu oluşturabilen, yani bir kuruluş sürecine yatırım yapabilen sosyalist hareketin, nihai kurtuluş mücadelesine katacağı hayli şey olur.

Aksi seçeneklerin bir yere götürmediği, bir yere taşımadığı şimdiye kadarki deneyimlerden görülebilir.

Zaten, bir yere götüren, bir yere taşıyan şey duraklar değildir.

Eylemsiz fiilin yazgısı, trajediyi bir absürtlük olarak göstermektir sadece.